ESENYURT’UN TARTIŞTIĞI ‘O VAKFIN’ KURUCULARI YEREL GASTE’YE KONUŞTU!

Esenyurt, şu sıralarda sık sık Yeşilköy 2001 Eğitim Kültür ve Sağlık Vakfı’nı, o vakfa 2011 yılında tahsis edilen 25 dönümlük araziyi ve o arazinin geri alınmasını içeren talebi konuşuyor, tartışıyor.

Söz sırası şimdi vakfın kurucuları Hilmi Nakipoğlu, Ökkeş Nakipoğlu ve Faik Gürlek’de!

Esenyurt Belediye Başkanı Kemal Deniz Bozkurt tarafından belediye meclisinde gündeme getirilen ancak AKP’lilerce reddedilen iade talebi, ilçe kamuoyundan büyük destek buldu kendisine. Esenyurt Alternatif Kültür Sanat Derneği üyeleri, 25 dönümlük araziye giderek “Lise Kampus Alanı” yazılı tabela dikip, araziyi okul alanı ilan etti.

Ardından kamu kurumları, meslek odaları ve sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek oluşturduğu Esenyurt Kent Konseyi de öne çıktı. Arazinin tahsisinin iptal edilmesi talebiyle bir komisyon kuran Esenyurt Kent Konseyi, siyasi partilerin meclis gruplarını ziyaret ederek tahsisin iptal talebine destek verilmesini istedi.

Tartışmalar sürerken hem Yeşilköy 2001 Vakfı’nın hem de Esenyurt Üniversitesi mütevelli heyetlerinde bulunan Av. Emin Batmazoğlu ile Fatma Altındal Bayat’ın birer dilekçe ile Esenyurt Belediyesi’ne başvurup, tahsisin iptalini istedikleri ortaya çıktı.

Bu gelişmelerin hemen ardından da Yeşilköy 2001 Vakfı Başkanı ve Esenyurt Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Orhan Özyurt’un basın toplantısı geldi. O toplantıda üniversitenin kampus ihtiyacına dikkat çeken Özyurt, kamuoyunda çokça tartışılan vakıf kurucularının vakıftan neden ayrıldığı yönündeki soruya da açıklık getirdi. Vakfın ilk kurucularının taahhütlerini yerine getiremediğini belirten Özyurt, o dönemde üniversitenin bulunduğu binanın kapısının kira ödenmemesi nedeniyle mühürlendiğini de açıklamıştı.

Hemen hemen konunun tüm taraflarının dahil olduğu bu tartışmada bugüne kadar sadece onlar konuşmamıştı!

Yerel Gaste bu kez onların görüşlerine başvurdu.

Yeşilköy 2001 Eğitim Kültür ve Sağlık Vakfı’nın ilk kurucuları, Esenyurt’ta eğitim alanında yaptıkları bağışlarla tanınan Nakipoğlu ve Gürlek aileleri, kamuoyunda çokça tartışılan vakfın öncesini ve sonrasını Yerel Gaste’ye anlattı.

Kurucuları oldukları Yeşilköy’deki Yeşilköy 2001 Koleji’nde sorularımızı yanıtlayan Hilmi Nakipoğlu, Ökkeş Nakipoğlu ve Faik Gürlek, Yeşilköy Vakfı ve Esenyurt Üniversitesi’nde yaşanan gelişmelerin perde arkasına dair çarpıcı açıklamalar yaptılar. Kamuoyunda ses getirecek bu açıklamaların, ilçede devam eden 25 dönümlük arazinin tahsis iptaline yönelik tartışmalara yeni bir boyut katacağı da kesin!

YÖK’E 5 YIL İÇİNDE KAMPÜS YAPMA SÖZÜ VERİLMİŞ

Esenyurt Üniversitesi’nin kuruluş başvurusunu içeren dosya eşliğinde konuşan Hilmi Nakipoğlu, YÖK’le yaptıkları anlaşma gereği, belediye tarafından kendilerine tahsis edilen 25 dönümlük araziye 5 yıl içinde kampüs yapma taahhüdü verdiklerini belirtti. Ama aradan geçen sürede, bu kampüs yapılamamış.

KADIOĞLU VE BATMAZOĞLU’NUN YÖNETİME GİRMESİNİ ERDOĞAN İSTEMİŞ

Özellikle üniversitenin kuruluşunun ardından problemler yaşanmaya başlamış. Nakipoğlu, ilk başta sadece Esenyurt Üniversitesi’nin mütevelli heyetlerine alınan dönemin belediye başkanı Nemci Kadıoğlu ve başkan yardımcısı Emin Batmazoğlu’nun, daha sonra dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Sayın Erdoğan vakıf yönetimine girmemizi istiyor” dediğini belirterek, bu iki ismi vakıf yönetimine de aldıklarını aktardı.

ORHAN ÖZYURT’U İSTEMEMİŞLER, KADIOĞLU ZORLAMIŞ

Bugün hem vakfın hem de üniversitenin başkanı haline gelen Orhan Özyurt’un hikayesini de paylaşan Nakipoğlu, Özyurt’u istememelerine rağmen Necmi Kadıoğlu’nun baskısı ve zorlaması nedeniyle vakfa almak zorunda kaldıklarını belirtti. Özyurt’un “kampus binasını yapma” şartıyla yönetime girdiğini ifade eden Nakipoğlu, Özyurt’un yönetime girdikten sonra kampüs için hazırlanan projeyi beğenmediğini ve kampüs yapımına yanaşmadığını da sözlerine ekledi.

BASKI VE HİLELERLE VAKIFTAN AYRILMAYA ZORLANMIŞLAR

Nakipoğlu ve Gürlek aileleri, Orhan Özyurt’un yönetime girmesinin ardından vakıf yönetiminde bulunan diğer isimler Hüseyin Can İkizler, Fatma Altındal Bayat ve Tunç Hakan Özer’in de süreç içinde Kadıoğlu, Özyurt ve Batmazoğlu ile hareket etmeye başladığını ve kendilerini yalnızlaştırdıklarını aktardılar. O süreçte aile üyelerine mobbing ve baskılar uygulandığını belirten Nakipoğlu ve Gürlek, birlik ve beraberliğin bozulduğunu ve aile üyelerinin bezdirildiğini ifade ettiler.

“25 DÖNÜMLÜK ARAZİYE 8 TANE OKUL YAPILABİLİR!”

Esenyurt kamuoyunda gündem yaratacak açıklamalar yapan Hilmi Nakipoğlu, 25 dönümlük arazinin geri alınması talebine ilişkin de, kampüsün taahhüt edilen sürede yapılamadığı için belediyeye geri iade edilebileceğini söyledi. Nakipoğlu, 25 dönümlük araziye 8 tane okul yapılabileceğini de belirtti.

İşte Hilmi Nakipoğlu, Ökkeş Nakipoğlu ve Faik Gürlek’in ağzından Yeşilköy 2001 Vakfı ile Esenyurt Üniversitesi’nin hikayesi, o hikayenin arka planı ve kamuoyunda pek bilinmeyen detaylar. Söz sırası şimdi onların:

“İNSANLARDAN HAK ETTİĞİ HAYIR DUASINI ALAN BİR AİLEYİZ”

“Gaziantep kökenli bir aileyiz, 1958’den beri babamın mesleği nedeniyle İstanbul’da bulunuyoruz. 1960’lı yıllardan sonra da esnaflıktan inşaat hayatına geçtik. O zamanlar ne kat karşılığı, ne KİPTAŞ, ne TOKİ yoktu, kendi satın aldığımız arsalarda plan proje yaparak kendi gücümüzle de 40 ay, 50 ay, 60 ay vadelerle insanlara yuva, gerçek anlamda yaşam alanları yaptık. 17 Ağustos depreminde bile etkilenmediler, inceleyebilirsin 43 yıl önce Avcılar Denizköşkler’de Derya Blokları’nı yaptık. Youtube’a girerseniz oranın yapılış hikayesinin belgeselini bulabilirsin. İşini sağlam yapan, insanlardan hak ettiği hayır duasını alan, hak ettiğini kazanan ve kazandıklarını da tekrar ailesinin dışında insanlarla paylaşan, başta yüzde 80 eğitim olmak üzere yüzde 20 civarında da dini tesisler yapan bir ailedir Nakipoğlu Ailesi.”

“KADIOĞLU 15 DERSLİK İSTEDİ BEN 30 DERSLİK YAPTIM”

“Esenyurt’ta ne işimiz vardı? “Hattı müdafaa değil sathı müdafaa vardır” demişti değil mi Atatürk? Biz “Hattı hizmet değil sathı hizmet” demişiz! Silivri’de işimiz yokken anaokulu, kreş yapmışız. Esenyurt’ta yerlerimiz vardı 1976’da almıştık, Evren Sanayi Sitesi’nin yanında ve arkasında LC Waikiki’nin olduğu yer. Buralarda biz Çapan döneminde planlama yaptırmıştık. Dolayısıyla oradaki varlığımız nedeniyle 2005 yılında Necmi Kadıoğlu davet etti. 50-60 kişilik sınıflarda okuyordu çocuklar, 15 derslikli bir okul istedi Necmi başkan bizden. “Başkan ver elini 30 derslik yapacağım sana” dedim. Bakın 15 istedi, pazarlık ediyorum zannetti 30 derslik yaptım; Nakipoğlu Cumhuriyet Anadolu Lisesi.”

ADINDA CUMHURİYET VAR DİYE OKULA GİTMEMİŞ!

“Adı Cumhuriyet olduğu için ilk açılışta vardı; 2006 Eylül ayında zilini çaldığımda, daha sonra gitmediğini biliyorum. Niye? Adında “Cumhuriyet var!” Ya Cumhuriyet affedersin seni ne yaptı? Makama oturttu! Ha sonradan indirdi o ayrı mesele. Ne işimiz vardı Esenyurt’ta? Bunun için vardı!”

“YA NAKİPOĞLU NE HAYIRLI AİLESİNİZ!”

“Geçen bayramda, bayram namazında aynı camideydik sayın Nemci Kadıoğlu ile ama beni görmemezlikten geldi! Yolda yakaladım arabama aldım, yürüyordu, “Başkan nereye böyle?” dedim. Elinde bir çantası, “Dünürlerle buluşacağım” dedi. Dünür de Güller’den Metin’di. Hatta vakfın içinde olan da Güller’den olan damadıdır. Bindirdim arabaya, “Başkan” dedim, “Seninle biz 2005 yılından beri tanışıyoruz. Sen 15 derslik dedin ben 30 derslik yaptım” dedim. Hatta bir gün yol yapılıyordu, durdum “Başkan kolay gelsin” dedim, “Ya Nakipoğlu ne hayırlı ailesiniz!” dedi. LC Waikiki’ye yer sattık, onlardan o günün parası epey bir bağış almış belediyeye, onun için “Ne hayırlı bir ailesiniz” diyor.”

“EĞİTİM GÖNÜLÜSÜ OLDUĞUMUZ İÇİN DAVET EDİLDİK”

“Gürlek Ailesi’nin, orada daha önceden almışlar Agena Park inşaat hayatları vardı. Belediyeye Mahir Gürlek Okulu’nun sözünü verdiler. Amcamız da İnnovia’nın altındaki İhsan Nakipoğlu İmam Hatip Lisesi’ni yaptı. Sonuçta böyle eğitim yuvaları yapmamız sebebiyle davet edildik üniversite yapmayla ilgili. Üç Nakipoğlu, üç Gürlek ailesi, Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde hoca olan Hüseyin Can İkizler bir de hukukçu olan Tunç Hakan Özer aramıza girdi.”

“NEDEN ÜNİVERSİTE KURMUYORSUNUZ?

“Biz öncelikle Meslek Yüksek Okulu kurmak için yola çıktık ancak hami üniversitedeki Recep Hayri Eren bizi tanımaya geldiklerinde “Neden üniversite kurmuyorsunuz? Neden iki iş yapıyorsunuz?” dedi ve Gelişim Üniversitesi örneğini verdi. Bizim de Allah’a çok şükür bunu yapacak gücümüz var. Bu arada yıllardır tanıdığım, komşum olan bir kimya profesörü, İstanbul Üniversitesi’nde dekanlık yapmış Cuma Bayat hayatımıza girdi. Dedik ki “Rektör işi bırakıp kaçmasın!” Fatma Altındal Bayat’ı da aramıza aldık. Kuruluşumuzu yaptık ve 19 Aralık 2012’de YÖK’e davet edildik. O arada Emin Batmazoğlu da bize danışmanlık yapıyordu. Vakfın dışında üniversitenin mütevelli heyetine almıştık onu ve Necmi Kadıoğlu’nu.”

“5 YIL İÇİNDE KAMPÜSÜ YAPACAĞIMIZA DAİR YÖK’E TAAHHÜT VERDİK”

“Biz kuruluş başvurumuzu yaparken 25 dönümlük arsaya beş yıl içinde kampus binamızı yapacağımıza dair YÖK’e taahhüt verdik. Projemizi de hazırladık ama Orhan Özyurt, sürekli, “Bundan kampus olmaz” diyerek kampus projemizi beğenmedi, köstek oldu. Biz çok asil ve çok özel bir iş yapmak istedik ama yaptırmadılar! Engel olmasalardı öğrenciler şu anki saçma sapan binada değil üniversiteye uygun yatay binada eğitim görecekti.”

“FAKÜLTELER İÇİN BİNALARIMIZI TAHSİS ETTİK”

“Elimiz güçlensin, kuruluş dosyası güçlü gitsin diye şu okulumuzu Yabancı Diller Fakültesi’ne yer olarak gösterdik. Yine Beysan Sanayi Sitesi’nde kardeşimle bana ait olan bir bina var, yanında da spor tesis var, Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi olması için beş yıllığına intifasını verdik.”

“ORHAN ÖZYURT’U NECMİ KADIOĞLU’NUN ISRARIYLA ALMAK ZORUNDA KALDIK!”

“Ankara’dan döndüğümüzde, üç gün sonra dönemin başbakanı sayın Recep Tayyip Erdoğan “Siz bu üniversitenin neresindesiniz?” diye sormuş. “Mütevelli heyetindeyiz” demişler. “Neden vakfın içinde değilsiniz?” diye sormuş, bunun üzerine Nemci Kadıoğlu’nu ve Emin Batmazoğlu’nu vakfın mütevelli heyetine de aldık. Sonraki aşamada Nemci başkan istiyor diye Orhan Özyurt’u da almak zorunda bırakıldık. Dokuz artı üç 12, hu ha dev adam olduk!”

“ORHAN ÖZYURT’TAN SONRA İPLER KOPTU”

“Üniversite kurulana kadar problem yok. Ama 2012’nin son ayında gerek Necmi Kadıoğlu’nun vakfın içine girmesi, dolayısıyla Emin Batmazoğlu’nun da aynı şekilde. Bu ikilinin dışında istemememize rağmen, başkanın ısrarıyla Orhan Özyurt’un alınması, ondan sonra zaten ipler koptu! Karar defterinde yazar, Orhan Özyurt kampüsün yapılmasını sağlama amacıyla üniversite mütevelli heyeti üyesi oldu.”

“VAKFA ÇÖREKLENDİLER!”

“Koca bir dolap evrak saklıyorum. Vakıf kurullarında alınan kararların fotokopileri, genel kurullar, gelen yazılar, giden yazılar, mahkeme kararları, onlar, bunlar, bizim dışlanmamız, ondan sonra “Nasıl biz bunları saf dışı ederiz de bu işin üstüne çörekleniriz?” Çöreklendiler zaten!”

“HER TOPLANTI USULSÜZ, KURALSIZ YAPILDI!”

“Gelişen süreçte, kampus yapmak gibi verilen sözlerin yerine gelmesi için vakfa para vermeye sıra geldiğinde herkes geri çekildi! Bazı şartlarımız vardı, Kemal Nakipoğlu adına Tıp Fakültesi kurulması için arazilerimizi vermiştik, 30 dönüm. Onu da kuramadılar ve her toplantıda usulsüz, kuralsız, yönetim kurulu toplantıları yaptılar. Genel kurullarda bir divan başkanı seçilir, bir yazman seçilir, bir yardımcısı seçilir, katılanlar gündem maddelerine imza atar. Divan başkanı saygı duruşunda bulunur, divanı açar, gündemi okur, gündeme ilave edilmesi gerekenler var mı, yok mu bunları sorar bunların hiçbiri olmadan bodoslama genel kurullar yapıldı! Burada Hilmi Nakipoğlu hep itiraz etti, çünkü kurallarla yaşamak zorundayız!”

“AİLE ÜYELERİMİZE MOBBİNG UYGULANDI”

“2001 Koleji kurulurken kurucu müdürüm, “Nasıl bir kuruluş istiyorsun?” dediğinde ben tek cümle, “İlkeli istiyorum!” dedim. Ne anlama geliyor ilke? Kurallarla işleyen, her şey yasal! Kurallarla genel kurullarımızı yapamadık! Gün oldu üyelerimize mobbing uygulandı. Üstelik de içimizde kız kardeşim, bir hanımefendi, Gürlek ailesinin ablası var hanımefendi, annesi var hepsinden hanımefendi, onların nazarında mobbingler uygulandı, baskılar uygulandı! Rahatsızlıklar verilmeye başlandı!”

“SEN KİM OLUYORSUN EY ORHAN ÖZYURT!”

“Her toplantıda “Vecibelerinizi yerine getirin!” Ya sen kim oluyorsun da bana bu lafı söylüyorsun ey Orhan Özyurt! Sen diyemezsin bunu! Orada kim var? Belediye Başkanı varsa o konuşur. Affedersin ibriğin su aktığı bir emziği vardır, ibrik dururken emzik konuşmaz! İbrik başlar, söz verilir onunla gider iş. Yani kısaca bir Çanakkale Savaşı mücadelesi gibi!”

BİR LİRALIK MALA ON LİRA YAZMIŞLAR!

“Altı kişinin dışında kalanlar ve öbür altı kişi. Zaten üçü kendileri; belediye başkanı, onun işlerini yapan Orhan Özyurt, Emin Batmazoğlu zaten belediyenin bir parçası. Kurucuların orada hiçbir hükmü yok! Ben sade bir üyeyim, Faik Gürlek sade bir üye, kız kardeşim sade bir üye! Üniversitenin içerisinde de kız kardeşimi Satın Alma’ya aldılar, Satın Alma’yı da ben tetkik ediyorum. Bir liralık mala on lira! Uyarıyorum, diyorum ki “Burada bir yanlışlık var!”

“REKTÖR KAFAMA SOBAYI KALDIRDI”

“Tüm bunların organizasyonunu yapan, bunun tüm mücadelesini, yapılması gereken en ince virgülüne, noktasına kadar bu Hilmi abin verdi. Ama gün geldi Rektör kafama sobayı kaldırdı!”

“ALIN MALINIZI ÇIKIN!”

“Kadıoğlu, bizi yıldırmak için Orhan Özyurt ve Emin Batmazoğlu’nu kullandı. Birlik ve beraberliği bozdular en sonunda da Emin Batmazoğlu bize, “Alın malınızı çıkın!” dedi.”

“ÖĞRENCİLER ZARAR GÖRMESİN DİYE ÇEKİLDİK”

“Ben yine buraya sahip çıkarım ama böyle yürütülmez, böyle gitmez! Öğrenciler zarar görmesin diye çekildim ben oradan. Biz 2016’da çekilirken 3500-4000 öğrenci vardı. Tüm vecibelerimizin yerine gelmediği için anlaşmamızın gereği üyeliklerimizden vazgeçtik, kuruluş için verdiğimiz mal varlıklarımızı geri aldık ama daha alamadıklarımız var, Gürleklerin dükkanları duruyor.”

ERDOĞAN O SÖZLERİ SÖYLEDİ Mİ YOKSA BAHANE MİYDİ?

“Adının Esenyurt olması, rektörlüğünün ilçe dışına taşınmaması ve gerek Nemci Kadıoğlu, gerek Emin Batmazoğlu’nun da üniversite mütevelli üyesi olması şartıyla tahsis kararı alınmıştı. Ancak Erdoğan, “Siz de vakfın içinde olmalısınız” dedi mi? Onu bahane mi ettiler bilemiyoruz!”

“ÖZYURT’UN, KADIOĞLU’NUN VE BATMAZOĞLU’NUN ISLAK İMZALARINI KASAMDA SAKLIYORUM”

“Şimdi şu intifalarımı günü gelince çözülmek üzere, Orhan Özyurt’un taahhütnamesi, ıslak imzasını kasamızda saklamışım. Birbirimizden “alacak-verecek yoktur” diye ibralaştık. Necmi Kadıoğlu’nun ve Emin Batmazoğlu’nun ıslak imzalarını saklıyorum. İki yıl oldu, iki yıldır intifamı alamadım, üstelik utanmadan buradan benden kira istiyor. İntifasını vermiyor, niye? Eli zayıflayacak! YÖK’e karşı eli zayıflayacak! Çünkü kampüs? Kampüs yok! Oysaki kampüsün projesi hazırdı, ne kadar uğraştık biliyor musun, belki altı ay proje için uğraştım.”

VAKIF YÖNETİMİNDEKİ ÇOĞUNLUĞU NASIL KAYBETTİLER?

Kurdukları vakıfta zaman içerisinde azınlığa düşen, bir süre sonra da vakıftan ayrılmak zorunda kalan Hilmi Nakipoğlu, yola birlikte çıktıkları insanların ihanetine uğradıklarını söyledi. Nakipoğlu, o süreci de şu sözlerle anlattı:
“Maalesef insanlar, “Zayıf halka” deriz ya yarışmalarda, zayıf halka oluyorlar. Bizimle birlikte yola çıkanlardan Tunç Hakan Özer avukat, hukukçu. Faiklerin hukukçusu idi Gürlekleri sattı, o tarafa geçti! Hüseyin Can İkizler profesör, ben aslında kabahati kendimde buluyorum.

“EY REKTÖR YÜZÜNDE HANGİ MASKE VARDI?”

Profesör Hüseyin Can İkizler’i biz Ankara’ya koşturmak için YÖK’e, idari işleri yürütmesin için Yeşilköy 2001 Eğitim Kültür ve Sağlık Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı yaptık. Başkan olunca ne oldu? Affedersin çingeneyi başkan yapmışlar önce babasını öldürmüş derler ya! Çok özür dilerim belki yanlış ifade oldu ama öyledir, o tarafa geçti. Her seferinde, her genel kurulda veya toplantıda “Ey rektör yüzünde hangi maske vardı?” dedim!

“PARA VAR YA PARA ANAYI KIZINDAN AYIRIR!”

“Sen” dedim “Okudun önce doçent oldun, sonra profesör oldun, sonra dekan oldun, sonra rektör yardımcısı oldun, sonra rektör oldun sonra bize geldin. Neydi senin amacın, hedefin neydi?” dedim, “Bir üniversite kurmaktı” dedi. “Peki bu hayalini kim gerçekleştirdi?” dedim, “Siz” dedi. “O zaman sen kimden yana olman gerektiğini bilmen lazım!” dedim. Ama şu para var ya para! Bu para, bu mal, bu mülk affedersin anayı kızından ayırır! İyi ki ölüm var, ölüm olmasaydı herhalde birbirimizin gözünü oyardık!”

“KAPIYA MÜHÜR BİR TİYATRO!”

Orhan Özyurt’un eski kurucular için “Kirayı ödeyemediler, kapıya mühür vuruldu” şeklindeki ifadelerine de değinen Hilmi Nakipoğlu, o süreçte yaşananlar için “tiyatro” benzetmesini yaptı. Üniversitenin kiracı olduğu binanın sahibi Hüseyin Dal için “O da onların adamıydı” diyen Nakipoğlu, “O da bir tiyatro, bir drama! Hüseyin Dal da kendilerinden bir kişi! Hüseyin Dal’ın binasını kiralamıştık on yıllığına ve oranın kirasını ödüyorduk. Problemler yaşamaya başladığımızda “Kirayı yalnızca ben mi ödeyeceğim? Vakfın ödemesi lazım” dedim. Vakfa kim parayı koyacak? 12 kişi koyacak! Mührü özellikle koydurdular, “Bak kirayı ödeyemiyoruz!” Ben ödemiyorsam sen öde! Sen de buraya girmedin mi? Maddi destek, maddi katkı için, o şartlarla girmedin mi? Sonuç olarak Orhan Özyurt’un binasına metazori olarak girmek zorunda kaldık” ifadelerini kullandı.

ÖZYURT’UN “TAAHÜTLERİNİ YERİNE GETİREMEDİLER” İDDİASI?

Hilmi Nakipoğlu, “Orhan Özyurt, düzenlediği basın toplantısında, taahhütlerinizi yerine getiremediğiniz için hem vakıftan hem de üniversiteden ayrıldığınızı ileri sürdü. Bu iddia için ne diyorsunuz?” şeklindeki sorumuza, “Bu kadar kamu yararına iş yapan adam gücü olmasa bu işin altına girer mi?” diyerek yanıtladı.

“GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ”

Ayrılmak zorunda kaldıkları vakfın ve üniversitenin menfaat üzerine çalışan bir yapıya döndüğünü belirten Nakipoğlu, “Görünen köy kılavuz istemez, Vakıf, iki kişinin aile vakfı haine gelmiş. Üniversite de menfaat üzerine çalışan bir üniversite olarak görünüyor” dedi.

ARSANIN GERİ ALINMASI TALEBİ İÇİN NE DÜŞÜNÜYOR?

Hilmi Nakipoğlu’na, Yeşilköy 2001 Vakfı’ndan geri alınması istenen 25 dönümlük araziyi ve arazinin geri alınarak lise yapılmasını isteyen belediyenin ve vatandaşların taleplerini de sorduk.

“Şu an Esenyurt kamuoyu, sivil toplum örgütleri okul yetersizliğini ve kurucuları değişen vakfın iki kişinin eline geçmesini öne sürerek arsanın lise yapılması şartıyla geri alınmasını istiyor. Siz bu talebe nasıl bakıyorsunuz, arsa geri alınmalı mı?” şeklindeki sorumuzu yanıtlayan Nakipoğlu, “O arsa bize üniversite kurulması, adının Esenyurt olması ve de rektörlüğünün Esenyurt’ta kalması şartları ile verildi. Üniversitenin kuruluşu, 18 Haziran 2013 yılında Resmi Gazete’de onaylandı, 22 Eylül 2013’te 295 öğrenci ile eğitime açıldı. Kampüs yapımı için onaydan itibaren beş yıl bir süreç vardı. Maalesef biz 2016 yılında ayrılmak zorunda bırakıldık, bu süre zarfında kampüsler yapılabilirdi. Şimdi taahhüt sureci bittiğine göre belediyenin verdiği arazinin tekrar kamuya dönmesi ve yine eğitime hizmet edecek şekilde değerlendirilmesi gerekir. O arazide otuz derslikli en az sekiz okul yapılır, her okulda da en az altı bin öğrenci eğitim görür.” ifadelerini kullandı.

“GELİŞİM VE AREL ÜNİVERSİTELERİ DE İSTEMİŞ ARAZİYİ”

Vakfın kurucularından Faik Gürlek de süreci ve yaşadıkları sıkıntıları aktardı. “Zorla, cebren ve hileyle vakıftan çıkmaya zorlandık” diyen Gürlek, üniversite kurma girişimi ve sonrasında gelişen olayları şu sözlerle anlattı:
“1997’den beri eğitimin içindeyiz. Şu an vakfın mütevelli heyetinde olan avukat arkadaşımız Tunç hakan Özer, “Yıllardır eğitimin içindesiniz, niye üniversite yapmıyorsunuz?” diye bizi sıkıştırdı, “Hatta siz Esenyurt’ta çok sayıda bağışlar yapmışsınız tanınıyorsunuz, biliniyorsunuz. Esenyurt Belediyesi’ne gitseniz belediyeler bu tip üniversiteler gelmesi için arsalar veriyorlar” dedi. Yanında da Profesör Hüseyin Can İkizler vardı. Aldık pılımızı pırtımızı, o zamanlar Emin Batmazoğlu ilgileniyordu, Emin bey karşıladı bizi. Emin bey de, “Çok talep olan, çok istenilen hatta Gelişim Üniversitesi, Arel Üniversitesi herkes istiyor, burası okul için üniversite için ayrılmış bir arazi. Burayı size canı gönülden verebiliriz, tahsis ederiz” dedi, üniversite yapılmak şartıyla.”

“ONLAR VAKFA GİRİNCE EĞİTİM VE RANT ÇAKIŞTI”

“Esenyurt Belediyesi’nde görevli oldukları için Nemci Kadıoğlu ve Emin Batmazoğlu’nun vakıfta değil de üniversitenin mütevelli heyeti üye olmaları bizim de isteğimizdi, hiçbir sıkıntı yoktu. Fakat işler vakıf üyeliğine geldiği zaman amaç şaştı, amaç eğitimle rant arasında çakıştı! Bizim amacımız hizmet ve oraya bir şeyler yapmaktı fakat sonradan olay herkesin bildiği gibi vakıf ve üniversite yönetimlerinde yaşanan bu sıkıntılardan dolayı, onlar da belki nemayı alma ihtiyacı hissettikleri için bizi bu şekilde ekarte ettiler. Çünkü biz orada olduğumuz sürece bu sağlanamayacaktı, altı kişi buna engel olacaktı! İçimizdeki Hüseyin Can İkizler ve Fatma Altındal Bayat döneklik ettiği için çoğunluğu kaybettik.”

“ZORLA, CEBREN VE HİLEYLE VAKIFTAN ÇIKMAYA ZORLANDIK”

“Şu an her şey çıkara dayalı maalesef. Zorla, cebren ve hileyle vakıftan çıkarılmaya zorlandık. Bu tip yapılar bizim işimiz değil! Öyle bir hale geldi ki annem, “Kurtulalım şunlardan!” diyerek ayrılmamızı istedi. Bizleri bezdirmek için ne gerekiyorsa yaptılar. Vakıfta ve üniversitede hiçbir gelir ve gideri göremedik. Üniversitenin kuruluşu için YÖK’e bildirdiğim gayrimenkullere haciz yolladılar. Şu an bu hacizleri kaldırmak ve gayrimenkullerimi geri almak için mahkemelerimiz sürüyor onlarla.”

ENCÜMEN KARARLARINI BİLİYORLAR MIYDI?

Hilmi Nakipoğlu, Ökkeş Nakipoğlu ve Faik Gürlek’e, 2012 ve 2013 yıllarında Yeşilköy 2001 Vakfı’na tahsis edilen arsaya ilişkin Esenyurt Belediyesi’nde alınan encümen kararlarını da sorduk. Önce 2012’de “Arsa üzerinde yapılacak ticari alanların yüzde ellisi Esenyurt Belediyesi’ne aittir” şeklinde alınan karar ile 2013 yılında tam tersine belediyenin yüzde elli hakkını vakfa geri iade eden ikinci kararı hatırlattık üç isme. Hilmi ve Ökkeş Nakipoğlu bu kararlardan haberdar olmadıklarını belirtirken, Faik Gürlek sadece ilk kararı duyduğunu söyledi.